Hakan Kulaçoğlu üstad dünkü maçı "Elazığ maçının bir benzeri" olarak nitelemiş. Sivas mağlubiyeti ve mağlubiyetin şekli beni ise çok daha eskilere götürdü; 2010-2011 sezonunun 2. yarısında Kadıköy'de Fenerbahçe'ye 2-0 kaybettiğimiz maça. Maç skorundan da öte o maçla bu maç arasındaki en önemli benzerlik ve mağlubiyetlerdeki ana faktör rakiplerin yaptığı sistematik sertlikti. Ve buna müsamaha gösteren hakemler; o gün Bünyamin Gezer, dün Süleyman Abay. Sivas'ın taktiği belliydi; çalım yersen tekme at. Hakem de buna çanak tutunca Tolunay Hoca'nın da söylediği gibi futbol izleyemedik.
Sertliğe müsamaha göstererek maçın gidişatına önemli etkisi olsa da "tüm suçlu hakemdir" dersek bazı oyuncularımızın üstün(!) performanslarına haksızlık etmiş oluruz. Tolunay Hoca'nın maçtan sonra söylediği gibi Sivas'ta kavga etmeden maç kazanmak zor. Mahallede kavgaya gitsem dünkü kadrodan çağıracağım isimler Zokora,Serkan,Giray,Colman olur. Sivas'ın dünkü sertliği karşısında onlar bile yumuşak kaldı. Özellikle Zokora boğuşmak & savaşmak yerine yaptıkları ve yapmadıklarıyla takıma ihanet etmeyi tercih edince dünkü gibi bir ilk 70 dakika yaşadık. Zokora öyle bir performans gösterdi ki kırmızı karttan sonra eksikliğini hissetmedik bile. Meslektaşına attığı tekme ise ayrı bir terbiyesizlik, Erman kendisine "nigger" falan demediyse tabi.
Tolunay Hoca'nın "Savaşmadan,kavga etmeden burada kazanmazdık" söylemine ne kadar katılıyorsam "2-2'ye getirecek, hatta kazanacak pozisyonlara girdik" söylemine ise bir o kadar katılmıyorum. Pozisyonlara girdiğimiz doğru, özellikle seri paslarla Halil'in kaleyi bulamadığı pozisyon güzel bir pozisyondu ancak bizim üstün oyunumuzdan ziyade Sivas'ın 2-0'dan sonra gevşemesiyle oluştu bu pozisyonlar, kanaatim bu.
Maçın kırılma anı, Halil'in 2. yarının hemen başında kaçırdığı pozisyon oldu. Skoru dengeye getirsek belki maçın senaryosu değişebilirdi.
Bireysel performanslara baktığımızda olumlu manada göze batan tek bir isim bile olmaması üzüntü verici. Mücadelesinden ötürü biraz Colman, kısa süre oynasa da biraz da Soner diyebiliriz belki biraz zorlasak.Onur bile gününde değildi (ilk golde çıkıp alabilirdi bence), o kadar kabus bir gündü yani. Hata demişken; Giray'ın 2. gol öncesi sırtı dönük ve rakiplerce kuşatılmış Adrian'a attığı pas, kaptırılan gol ve golden sonra Giray'ın dönüp Adrian'a kızması da ibretlikti...
Bir takımı oynatan forvettir, bizim forvetimizin ise ayakta durmaya mecali kalmamış. Topa vurmadan önce kendi kendine düşüyor. Fiziksel olarak bitik olmasından ziyade asıl vahim olan olay psikolojik olarak bitmiş olması. Kendine güveni kalmamış futbolcudan ne kendisine ne de takımına hayır gelir. Dolayısıyla Tolunay Hoca, Halil'i hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendine getirmek gibi bir mucizeyi başaramayacaksa- ki bence zorlamamak lazım artık-, bir an önce Janko'lu bir takım oluşturmalı. 2 haftadır yabancı kısıtından dolayı forvette Halil'i tercih ettiğini düşünüyorum ama artık diğer mevkideki yabancıların birinden vazgeçip forvet tercihini değiştirmek zorunda. Aksi halde kredisini erken tüketebilir.
Borjan'a ayrı bir paragraf açmamak olmaz; yaptığı resmen terbiyesizlik, profesyonellikle falan alakası yok. Sivas teknik ekibinden birisinin ya da Sivasspor oyunculaırnın kendisini -en azından son 5 dakikada- ikaz etmemesi ise anlaşılır gibi değil. Zaten Sivas'ta yıllardır bu sorun var; Sivasspor galipken top toplayıcılar bile topu abartılı geç verme konusunda profesyonelleşmişler.
Yeri gelmişken şunu da söyleyelim; bu tarz -tamamen işin çakallığında- (sistematik sertlik + zaman geçirme) bu kadar takımı olan ve buna çanak tutan onlarca hakemi olan bir ligde kaliteden bahsetmek mümkün değil.
Biraz da saha dışından bahsedersek; 3 Temmuz'dan bu yana tek beklentisi "dik duruş" olan ve şike sürecinin hatrına yönetimin birçok yanlışını tolere eden Trabzonspor taraftarı dün mağlubiyetten daha çok aşağıdaki fotoğraftan ötürü yıkıldı. Hadi çok iyi niyetli davranıp "Şeref Tribününde mecburen yanyana oturdular" desek, otelde -muhtemelen maçtan önceki akşam- çekilmiş olan aşağıdaki fotoğrafı nasıl açıklayacaksın Başkan?
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Şubat 2013 Pazartesi
23 Kasım 2011 Çarşamba
Direkten Dönmek
Ligin 1. haftası. Manisaspor deplasmanının 2. yarısında Serkan'ın vuruşu direkten döndüğü anda maçın skoru 1-0 Trabzonspor lehine. Maç skoru 1-1.
Ligin 2. haftası. Avni Aker'deki İBB mücadelesinde maç 0-0 devam ederken ilk yarıda Volkan'ın, 2. yarıda Alanzinho'nun vuruşalrında direk gole izin vermiyor. Maç skoru 0-1 İBB.
Ligin 3. haftası. Samsunspor deplasmanının 2. yarısında Colman'ın plasesi direkten döndüğü anda maçın skoru 1-0 Trabzonspor lehine. 2 dakika sonra gol yeniyor ve maç 1-1 sona eriyor.
Ligin 10. haftası. Avni Aker'deki Kayseri maçı 1-0 devam ederken Burak'ın müthiş frikiğinde top önce direğe,sonra kale çizgisinin içine,sonra tekrar direğe çarpıp dışarı çıkıyor. Ancak gol geçerli sayılmkadığı için bu pozisyonu da listemize alıyoruz. Neyse ki bu pozisyon diğer maçların aksine sonuca etki etmiyor,maç 2-1 Trabzonspor üstünlüğüyle ve Trabzonspor adına 3 puanla sonuçlanıyor.
Bu şekilde hesap yapmak ne kadar doğru tartışılır ama ligde direkten dönen toplar sonucunda kaybettiğimiz puan; 7.
Gelelim Şampiyonlar Ligi'ne.
Inter deplasmanında Halil'in müthiş volesi direkten dönüyor. Neyse ki Celustka pozisyonu golle sonuçlandırıyor. Sonuç 1-0 Trabzonspor lehine.
Grubun 4. maçı Avni Aker'de CSKA'ya karşı. Dakikalar 90'ı gösterdiğinde Celustka'nın kafası..Direk.. Maç sonucu 0-0.
Ve nihayet Avni Aker'deki İnter maçı. Halil'in kendi ifadesiyle ilk maçta girmesi gereken top girmemişti. Dün önce defansa sonra direğe çarpan top ağlara gidiyor. Ancak maçın kırılma anında direk yine yanımızda değil karşımızda... Ve maç skoru 1-1.
Adrian'ın kafası direkten dönünce "Avrupa'da tamam mı devam mı?" sorusunun cevabı da Lille deplasmanına kalıyor.
Şampiyonlar Ligi'nde direkten dönen toplar sonucunda kaybettiğimiz puan; 4.
Önce ön elemelerdeki fahiş hakem hataları -ki bunlardan etkilenmeden Şampiyonlar Ligi'ne geldik malum şekilde-... Sonrasında gruplardaki direk şanssızlıkları.
Lille deplasmanından önce Şenol Hoca bu konuda bir önlem alabilir mi, takımı havaalanından önce hamama falan mı götürür bilmiyorum. Yalnızca Lille deplasmanından "Avrupa Kupaları'nda 2. tur için direkten dönmüş bir takım" olarak dönmemizi istemiyorum.. Bu ihtimali düşünmek dahi istemiyorum..Hele de dünkü muazzam saha içi performansından sonra...
Şansımız bol olsun. Allah bizi son maç esnasındaki kalp krizlerinden,sinir krizlerinden, nefes darlıklarından korusun.
Ligin 2. haftası. Avni Aker'deki İBB mücadelesinde maç 0-0 devam ederken ilk yarıda Volkan'ın, 2. yarıda Alanzinho'nun vuruşalrında direk gole izin vermiyor. Maç skoru 0-1 İBB.
Ligin 3. haftası. Samsunspor deplasmanının 2. yarısında Colman'ın plasesi direkten döndüğü anda maçın skoru 1-0 Trabzonspor lehine. 2 dakika sonra gol yeniyor ve maç 1-1 sona eriyor.
Ligin 10. haftası. Avni Aker'deki Kayseri maçı 1-0 devam ederken Burak'ın müthiş frikiğinde top önce direğe,sonra kale çizgisinin içine,sonra tekrar direğe çarpıp dışarı çıkıyor. Ancak gol geçerli sayılmkadığı için bu pozisyonu da listemize alıyoruz. Neyse ki bu pozisyon diğer maçların aksine sonuca etki etmiyor,maç 2-1 Trabzonspor üstünlüğüyle ve Trabzonspor adına 3 puanla sonuçlanıyor.
Bu şekilde hesap yapmak ne kadar doğru tartışılır ama ligde direkten dönen toplar sonucunda kaybettiğimiz puan; 7.
Gelelim Şampiyonlar Ligi'ne.
Inter deplasmanında Halil'in müthiş volesi direkten dönüyor. Neyse ki Celustka pozisyonu golle sonuçlandırıyor. Sonuç 1-0 Trabzonspor lehine.
Grubun 4. maçı Avni Aker'de CSKA'ya karşı. Dakikalar 90'ı gösterdiğinde Celustka'nın kafası..Direk.. Maç sonucu 0-0.
Ve nihayet Avni Aker'deki İnter maçı. Halil'in kendi ifadesiyle ilk maçta girmesi gereken top girmemişti. Dün önce defansa sonra direğe çarpan top ağlara gidiyor. Ancak maçın kırılma anında direk yine yanımızda değil karşımızda... Ve maç skoru 1-1.
Adrian'ın kafası direkten dönünce "Avrupa'da tamam mı devam mı?" sorusunun cevabı da Lille deplasmanına kalıyor.
Şampiyonlar Ligi'nde direkten dönen toplar sonucunda kaybettiğimiz puan; 4.
Önce ön elemelerdeki fahiş hakem hataları -ki bunlardan etkilenmeden Şampiyonlar Ligi'ne geldik malum şekilde-... Sonrasında gruplardaki direk şanssızlıkları.
Lille deplasmanından önce Şenol Hoca bu konuda bir önlem alabilir mi, takımı havaalanından önce hamama falan mı götürür bilmiyorum. Yalnızca Lille deplasmanından "Avrupa Kupaları'nda 2. tur için direkten dönmüş bir takım" olarak dönmemizi istemiyorum.. Bu ihtimali düşünmek dahi istemiyorum..Hele de dünkü muazzam saha içi performansından sonra...
Şansımız bol olsun. Allah bizi son maç esnasındaki kalp krizlerinden,sinir krizlerinden, nefes darlıklarından korusun.
15 Eylül 2011 Perşembe
Trabzonum Sen Çok Yaşa!
Blogu açıp çendi çapımızda yazmaya başladıktan bir süre sonra, örneğine sadece güzel ülkemizde rastlanabilecek bir "bloglara erişimi yasağı" peydah oldu. Sözkonusu yasak ligin bitmesine az bir zaman kala kalktığında ise biz futbola küsmüş vaziyetteydik.Takımımızla gurur duyuyorduk ancak güçlülerin, daha doğrusu gücün hukukunu kullananların,güçleriyle hukuk yaratanların kazanmasıydı bizi futbola küstüren.
Daha önce de acı bir şekilde tecrübe ettiğimiz ve bu yıl bir kez daha maruz kaldığımıza inandığımız kumpasın acısı hafiflemeye başlamışken Mehmet Berk ve İstanbul Emniyeti umutlandırdı bizi. Şimdiye kadar dillendirdiğimiz fakat gerek İstanbul medyası gerekse rakip takım taraftarları tarafından "komplo teorileri" "şehir efsaneleri" oalrak tanımlanan herşeyin gerçekte var olduğunu iddia ettiler. İddia etmekle de kalmayıp ispatladılar. Türk Futbolu'nda bir dönüm noktasına geldiğimize, bundan böyle hak edenin kazanacağına, suçlunun ise cezasını çekeceğine inandık..İnanmak istedik...
Masumiyet karinesi dediler...Olayın sosyal boyutu dediler... Olayın ekonomik boyutu dediler... Almaları gereken kararı bir türlü almadılar. Olayı sulandırmayı tercih ettiler.Yine olmadı. İnancımız bir kez daha kırılmıştı . "Artık futbolla ilgilenmem, tiyatro izlerim daha iyi" demeye başlamıştık ki...
UEFA'nın ülkemize gönderdiği başmüffettiş rüzgarı tersine döndürdü. Mehmet Berk ile yaptığı görüşmeden birkaç gün sonra UEFA TFF'nin yapamadığını yaptı, 3 Temmuz'dan beri beklediğimiz kararı açıkladı. "TFF söyleyemiyor ama ben söyleyeyim, Türkiye'nin Şampiyonu sizsiniz!" dedi. Gururlandık, ağladık...Bu kez sevinçten...
İleride çocuğuma Trabzonsporla ilgili anlatacağım çok şey var. Ona hayatı, gücün hukukunu kullananlara ve haksızlıklara karşı savaşmayı, inancı, azmi, vazgeçmemeyi, alınterinin önemini ve daha bir çok değeri Trabzonspor üzerinden anlatmaya uzun zaman önce karar vermiştim zaten.
Trabzonspor'a bu kadar anlam yüklemesem, daha evlenmeden çocuğuma hayat derslerini Trabzonspor üzerinden vermeye karar verecek kadar ileri gider miydim? Onun Türkiye'de bir misyonu olan tek spor kulubü olduğuna inanmasam bu kadar bağlanır mıydım? Genç yaşta kaybettiğimin abimin ve ablamın mezar numaralarını dahi Trabzonsporla alakalı olaylarla/tarihlerle ilişki kurarak ezberleyecek kadar saplantı haline getirir miydim? Sanmıyorum...
Trabzonspor'u Trabzonspor yapan, Trabzonla uzaktan yakından alakası olmayan insanların gönlünde yer edinmesini sağlayan bu değerlerin yanında ona Trabzonspor'un sportif başarılarından biri olarak anlatacağım bir maç oynandı dün gece Milano'da. Liverpool,Inter,Barca galibiyetlerini yıllardır efsanelerimizden, amcalarımızdan, abilerimizden dinledik. Aston Villa maçlarını da hayal meyal hatırlıyorum. Dün akşam yaşadığımız zaferi, gururu, gözyaşlarımızı hayatımda bizzat yaşadığım en heyecanlı,mutlu,gururlu anlardan birisi olarak tüm detaylarıyla anlatacağım ileride çocuğuma.
Bize bu gururu,güzellikleri yaşatan, bu mutlulukta emeği geçen herkese yürekten teşekkürler.
Ezberi bir kez daha bozduk. Kutlu olsun!
Daha önce de acı bir şekilde tecrübe ettiğimiz ve bu yıl bir kez daha maruz kaldığımıza inandığımız kumpasın acısı hafiflemeye başlamışken Mehmet Berk ve İstanbul Emniyeti umutlandırdı bizi. Şimdiye kadar dillendirdiğimiz fakat gerek İstanbul medyası gerekse rakip takım taraftarları tarafından "komplo teorileri" "şehir efsaneleri" oalrak tanımlanan herşeyin gerçekte var olduğunu iddia ettiler. İddia etmekle de kalmayıp ispatladılar. Türk Futbolu'nda bir dönüm noktasına geldiğimize, bundan böyle hak edenin kazanacağına, suçlunun ise cezasını çekeceğine inandık..İnanmak istedik...
Masumiyet karinesi dediler...Olayın sosyal boyutu dediler... Olayın ekonomik boyutu dediler... Almaları gereken kararı bir türlü almadılar. Olayı sulandırmayı tercih ettiler.Yine olmadı. İnancımız bir kez daha kırılmıştı . "Artık futbolla ilgilenmem, tiyatro izlerim daha iyi" demeye başlamıştık ki...
UEFA'nın ülkemize gönderdiği başmüffettiş rüzgarı tersine döndürdü. Mehmet Berk ile yaptığı görüşmeden birkaç gün sonra UEFA TFF'nin yapamadığını yaptı, 3 Temmuz'dan beri beklediğimiz kararı açıkladı. "TFF söyleyemiyor ama ben söyleyeyim, Türkiye'nin Şampiyonu sizsiniz!" dedi. Gururlandık, ağladık...Bu kez sevinçten...
İleride çocuğuma Trabzonsporla ilgili anlatacağım çok şey var. Ona hayatı, gücün hukukunu kullananlara ve haksızlıklara karşı savaşmayı, inancı, azmi, vazgeçmemeyi, alınterinin önemini ve daha bir çok değeri Trabzonspor üzerinden anlatmaya uzun zaman önce karar vermiştim zaten.
Trabzonspor'a bu kadar anlam yüklemesem, daha evlenmeden çocuğuma hayat derslerini Trabzonspor üzerinden vermeye karar verecek kadar ileri gider miydim? Onun Türkiye'de bir misyonu olan tek spor kulubü olduğuna inanmasam bu kadar bağlanır mıydım? Genç yaşta kaybettiğimin abimin ve ablamın mezar numaralarını dahi Trabzonsporla alakalı olaylarla/tarihlerle ilişki kurarak ezberleyecek kadar saplantı haline getirir miydim? Sanmıyorum...
Trabzonspor'u Trabzonspor yapan, Trabzonla uzaktan yakından alakası olmayan insanların gönlünde yer edinmesini sağlayan bu değerlerin yanında ona Trabzonspor'un sportif başarılarından biri olarak anlatacağım bir maç oynandı dün gece Milano'da. Liverpool,Inter,Barca galibiyetlerini yıllardır efsanelerimizden, amcalarımızdan, abilerimizden dinledik. Aston Villa maçlarını da hayal meyal hatırlıyorum. Dün akşam yaşadığımız zaferi, gururu, gözyaşlarımızı hayatımda bizzat yaşadığım en heyecanlı,mutlu,gururlu anlardan birisi olarak tüm detaylarıyla anlatacağım ileride çocuğuma.
Bize bu gururu,güzellikleri yaşatan, bu mutlulukta emeği geçen herkese yürekten teşekkürler.
Ezberi bir kez daha bozduk. Kutlu olsun!
28 Şubat 2011 Pazartesi
Trabzonspor:3 Kayserispor: 3 | Başa Döndük
* Manisa maç yazısında bahsettiğim bir hususu bugün de yaşadık Avni Aker'de; öne geçtikten sonra rakip eşitliği sağladı. Bu durumun Avni Aker'de yaşandığı daha önceki 2 maçta (Manisa ve Ankaragücü) olduğu gibi devamında bu maçı da kazanamadık.
* Çok konuşulduğu için maçtan önce hakemden bahsedecek olursak; Yunus Yıldırım bana göre maçın genelinde iyiydi. En büyük hatası Kayserispor lehine vermediği net penaltıydı. Onun dışında oyun içinde zaman zaman ters kararlar vermiş olabilir ama maçı mümkün olduğu kadar durdurmamaya özen gösterdi. Çok tartışılan pozisyonda bana göre de Hamza Çakır'ın Burak'ın sol ayağına bir müdahalesi vardı ve pozisyon fauldü ancak hakem atladı. Çok ta büyütülecek bir olay değil. Trabzonspor taraftarları olarak dış mihraklara karşı harcadığımız enerjinin yarısını takıma destek için harcasak bazı şeyler bizim lehimize çok farklı olabilirdi.
Ayrıca ilginçtir geçen yıl Colman'ın Emre Güngör'den kaptığı topla gol atıp 1-0 kazandığımız Galatasaray maçında da yine Burak düşürülmüştü Sabri tarafından. Pozisyon çok net faul ve kırmızı karttı fakat hakem faul bile vermemişti. O maçın hakemi de Yunus Yıldırım'dı.
Ancak söylediğim gibi bu maçtaki en büyük hakem hatası bizim lehimize oldu. Hakem bizim aleyhimize artniyetli olsa Kayseri lehine o kadar net penaltıyı neden vermesin?
* Serkan'ın 2 haftadır Grosicki ve Simpson karşısındaki acizliğini bu maçta da Amrabat karşısında gördük maalesef. Cale cephesinde de değişen birşey yok.. Serkan'ın düzelmesini beklemekten başka yapacak birşey yok, çünkü sağ bek için alternatifimiz yok ancak Piotr'u en kısa sürede Cale'nin yerine sahada görmek istiyorum şahsen.
* Colman oyunun bazı bölümlerinde orta sahayı çok boşalttı ama son haftalardaki performansına kıyasla çok iyi oynadığını söyleyebiliriz. İlk 2 golümüzde direkt katkısı var.
* Maalesef Alanzinho ve Yattara beni yine yanıltmadılar. Bunlardan takım oyuncusu yaratmak gerçekten çok zor. Jaja bunu -takım oyuncusu olmayı- maç içinde zaman zaman da olsa başarıyor, bireysel oynadığında da Yattara ve Alanzinho'dan daha etkili oluyor. Ancak hem Yattara hem de Alanzinho takıma faydadan çok zarar veriyorlar. Özellikle Yattara bugün çok top ezdi. 3. golün asistini yaptı ancak uzatma dakikalarında soldan getirdiği topta Jaja ceza sahası önünde çok müsait durumda olmasına rağmen egosuna yenik düştü, Jaja'yı kahraman yapmak değil kendisi kahraman olmak istedi. Belki de bu sebeple 2 puan gitti.
*Genel olarak karakteri dolayısıyla kendisinden çok hazzetmem ancak Burak Yılmaz bugün gerçekten oldukça iyi oynadı.
* Bizim bekler çok formsuzdu,kötüydü ama Kayserispor da ofansta gerçekten çok etkiliydi. Ziani ve Amrabat'ı çok iyi kullandılar. Bunlara sürpriz golcü olarak Abdullah da eklenince Avni Aker'de 3 gol atma başarısını gösterdiler. Gönül bu performanslarını Kadıköy'deki maçta da görmek isterdi ancak Fenerbahçe o maçta skoru kısa sürede 2-0'a getirerek Kayseri'nin direncini kırdı. Bizim bugün yapamadığımız şey buydu.
* Sonuç olarak puan kaybetme ihtimalimiz olduğunu düşündüğümüz bir maçtan beraberlikle ayrıldık ve puanlar eşitlendi. Üzücü olan nokta 2 defa öne geçtiğimiz bir maçta puan kaybetmemiş olmamız ancak maçın devamına baktığımızda 1 puanı kazanaç olarak ta görebiliriz. Bardağın ne tarafına bakmak istersek artık.
Fenerbahçe'nin Kasımpaşa maçı çok ölçü olmayabilir ancak onların da 2. yarının ilk 5 haftasındaki maçlarda takım olarak sarfettikleri efora bakınca birkaç hafta içinde düşüşe geçmelerini beklemek çok yanlış olmaz. Dolayısıyla buradaki asıl mesele bizim tekrar bir yükseliş trendi yakalayıp yakalayamayacağımız. Beşiktaş maçından alınacak bir 3 puan, kısa vadede devamında Kasımpaşa-Gençlerbirliği- Konya galibiyetleriyle bir seri haline dönüştürülebilir. Bu da hem bizi tekrar liderliğe yükseltir, hem de ligin geri kalanı için en avantajlı takım yapar.
* Çok konuşulduğu için maçtan önce hakemden bahsedecek olursak; Yunus Yıldırım bana göre maçın genelinde iyiydi. En büyük hatası Kayserispor lehine vermediği net penaltıydı. Onun dışında oyun içinde zaman zaman ters kararlar vermiş olabilir ama maçı mümkün olduğu kadar durdurmamaya özen gösterdi. Çok tartışılan pozisyonda bana göre de Hamza Çakır'ın Burak'ın sol ayağına bir müdahalesi vardı ve pozisyon fauldü ancak hakem atladı. Çok ta büyütülecek bir olay değil. Trabzonspor taraftarları olarak dış mihraklara karşı harcadığımız enerjinin yarısını takıma destek için harcasak bazı şeyler bizim lehimize çok farklı olabilirdi.
Ayrıca ilginçtir geçen yıl Colman'ın Emre Güngör'den kaptığı topla gol atıp 1-0 kazandığımız Galatasaray maçında da yine Burak düşürülmüştü Sabri tarafından. Pozisyon çok net faul ve kırmızı karttı fakat hakem faul bile vermemişti. O maçın hakemi de Yunus Yıldırım'dı.
Ancak söylediğim gibi bu maçtaki en büyük hakem hatası bizim lehimize oldu. Hakem bizim aleyhimize artniyetli olsa Kayseri lehine o kadar net penaltıyı neden vermesin?
* Serkan'ın 2 haftadır Grosicki ve Simpson karşısındaki acizliğini bu maçta da Amrabat karşısında gördük maalesef. Cale cephesinde de değişen birşey yok.. Serkan'ın düzelmesini beklemekten başka yapacak birşey yok, çünkü sağ bek için alternatifimiz yok ancak Piotr'u en kısa sürede Cale'nin yerine sahada görmek istiyorum şahsen.
* Colman oyunun bazı bölümlerinde orta sahayı çok boşalttı ama son haftalardaki performansına kıyasla çok iyi oynadığını söyleyebiliriz. İlk 2 golümüzde direkt katkısı var.
* Maalesef Alanzinho ve Yattara beni yine yanıltmadılar. Bunlardan takım oyuncusu yaratmak gerçekten çok zor. Jaja bunu -takım oyuncusu olmayı- maç içinde zaman zaman da olsa başarıyor, bireysel oynadığında da Yattara ve Alanzinho'dan daha etkili oluyor. Ancak hem Yattara hem de Alanzinho takıma faydadan çok zarar veriyorlar. Özellikle Yattara bugün çok top ezdi. 3. golün asistini yaptı ancak uzatma dakikalarında soldan getirdiği topta Jaja ceza sahası önünde çok müsait durumda olmasına rağmen egosuna yenik düştü, Jaja'yı kahraman yapmak değil kendisi kahraman olmak istedi. Belki de bu sebeple 2 puan gitti.
*Genel olarak karakteri dolayısıyla kendisinden çok hazzetmem ancak Burak Yılmaz bugün gerçekten oldukça iyi oynadı.
* Bizim bekler çok formsuzdu,kötüydü ama Kayserispor da ofansta gerçekten çok etkiliydi. Ziani ve Amrabat'ı çok iyi kullandılar. Bunlara sürpriz golcü olarak Abdullah da eklenince Avni Aker'de 3 gol atma başarısını gösterdiler. Gönül bu performanslarını Kadıköy'deki maçta da görmek isterdi ancak Fenerbahçe o maçta skoru kısa sürede 2-0'a getirerek Kayseri'nin direncini kırdı. Bizim bugün yapamadığımız şey buydu.
* Sonuç olarak puan kaybetme ihtimalimiz olduğunu düşündüğümüz bir maçtan beraberlikle ayrıldık ve puanlar eşitlendi. Üzücü olan nokta 2 defa öne geçtiğimiz bir maçta puan kaybetmemiş olmamız ancak maçın devamına baktığımızda 1 puanı kazanaç olarak ta görebiliriz. Bardağın ne tarafına bakmak istersek artık.
Fenerbahçe'nin Kasımpaşa maçı çok ölçü olmayabilir ancak onların da 2. yarının ilk 5 haftasındaki maçlarda takım olarak sarfettikleri efora bakınca birkaç hafta içinde düşüşe geçmelerini beklemek çok yanlış olmaz. Dolayısıyla buradaki asıl mesele bizim tekrar bir yükseliş trendi yakalayıp yakalayamayacağımız. Beşiktaş maçından alınacak bir 3 puan, kısa vadede devamında Kasımpaşa-Gençlerbirliği- Konya galibiyetleriyle bir seri haline dönüştürülebilir. Bu da hem bizi tekrar liderliğe yükseltir, hem de ligin geri kalanı için en avantajlı takım yapar.
24 Şubat 2011 Perşembe
Trabzonspor ve Yabancı Transferleri-1- ALANZİNHO
Trabzonspor’un yabancı oyuncular konusunda genelde şanssız oldu ya da başka bir tabirle işi hep şansa kaldı. Şota, Syzmek gibi etkisi beklendiğinden fazla oyuncular kadrosuna kattığı gibi, Kiki Musamba, Marcelinho gibi beklenen etkiyi yapmayan birçok oyuncuyu da transfer etti. Elimden geldiğince Trabzonspor’un yabancı oyuncu politikası hakkında ve gelen yabancı oyuncuların performansları ile ilgili bir yazı dizisi yapmayı düşünüyorum. Mesela ara sezonda takımın en ihtiyaç duyduğu mevkiler olan ve belki oralara nokta atışı etkili oyuncular alınsa şampiyonluğu büyük ölçüde elde edebileceğimiz sol kanat ve forvet transferleri (ki ondan önceki senede ihtiyaç duyulan mevkilerdi) takım için nasıl bir etki yaptı. Neler bekleniyordu? Pawel ve Piotr kardeşler neler veriyorlar takıma? Önceki takımlarındaki istatistikleriyle değerlendirmeye çalışacağım (Geldiklerinden beri tam olarak oynamadıkları için şu anda bunu yapamıyorum o ayrı ileride takıma katkılarını yazacağım).Yabancı oyuncu dosyasına öncelikle Ersun Yanal döneminde ara transferde alınan ve bu hafta attığı çok kritik golle manşetlerde olan Alan Carlos Gomes da Costa kısaca Alanzinho’yla başlıyorum. Alanzinho geldiğinde Trabzonsporun Yattarının sağ kanatta yapacağı işleri yapacak bir sol kanat oyuncusuna ihtiyacı vardı. O dönemde AML/AMC tarzında oynadığı söylenen ve Norveçin en iyi oyuncusu seçilmiş olan Alanzinyo transfer edildi.

Hatta o zamanlar Erman’la Şansal hala Maraton programı yapıyorlardı ve Alanzinho’yu yere göğe sığdıramamışlardı. Şansal Büyüka Türkiye gelen hiçbir oyuncu ile ilgili bu kadar iyi şeyler duymadığını da söylemişti programda.

O sene beklenen etkiyi yapmadı Alanzinho, hep hazır değilim görüntüsü verdi. Şutları cılız kaldı. Seçimleri yanlış oldu. Ben solda da oynarım diye demeçler verdi. Birkaç maç dışında 90 dakika oynamadı. Ama gol attığında hep jeneriklik goller attı. 3 sezon oldu Alanzinho takıma geleli. Genel de yedek bekledi sonradan oyuna girdi. Yedek kalmakla ilgili hiç sorun çıkarmadı. Benim hatırladığım bir Galatasaray maçı haricinde bu haftaki Manisaspor maçına kadar da maçı kurtaran adam olmadı hep sonradan girip maçı hareketlendiren adam oldu. Alanzinho’nun maç istatistikleri de bunlar, transfermarkt sitesinden derledim.

Toplam geneline sonradan girilen 52 maç ve 2725 dakika oynamış Alan, yani ortalama maç başına 52.4 dakika yapıyor. Attığı gol 6 yaptığı asist 7. 4 milyon euro civarı transfer edilmişti Alanzinho devre arasında o sezon. Beşiktaş ise Yusuf (1.477.000 TL) ve Ernst’i(5.910.000 Tl) almıştı o devre arasında ve sezon sonunda şampiyon olmuştu. Biz ise Sivasspor'un ardından üçüncü olduk.
Sonuç olarak Alanzinho eğer 4 milyon civarı bir paraya alınmamış, yeni keşfedilmiş bir yıldız adayı olsaydı etkili sayılabilirdi ama verilen para, yaş ve etkiye bakıldığında, etkisiz bir yabancı transferi denilebilir. Ki şu anda değeri transfermarkt sitesinde 4.700.000 euro olarak görülüyor. Acaba gerçekten Alanzinho'ya o parayı verecekler mi merak ediyorum.

Hatta o zamanlar Erman’la Şansal hala Maraton programı yapıyorlardı ve Alanzinho’yu yere göğe sığdıramamışlardı. Şansal Büyüka Türkiye gelen hiçbir oyuncu ile ilgili bu kadar iyi şeyler duymadığını da söylemişti programda.

O sene beklenen etkiyi yapmadı Alanzinho, hep hazır değilim görüntüsü verdi. Şutları cılız kaldı. Seçimleri yanlış oldu. Ben solda da oynarım diye demeçler verdi. Birkaç maç dışında 90 dakika oynamadı. Ama gol attığında hep jeneriklik goller attı. 3 sezon oldu Alanzinho takıma geleli. Genel de yedek bekledi sonradan oyuna girdi. Yedek kalmakla ilgili hiç sorun çıkarmadı. Benim hatırladığım bir Galatasaray maçı haricinde bu haftaki Manisaspor maçına kadar da maçı kurtaran adam olmadı hep sonradan girip maçı hareketlendiren adam oldu. Alanzinho’nun maç istatistikleri de bunlar, transfermarkt sitesinden derledim.

Toplam geneline sonradan girilen 52 maç ve 2725 dakika oynamış Alan, yani ortalama maç başına 52.4 dakika yapıyor. Attığı gol 6 yaptığı asist 7. 4 milyon euro civarı transfer edilmişti Alanzinho devre arasında o sezon. Beşiktaş ise Yusuf (1.477.000 TL) ve Ernst’i(5.910.000 Tl) almıştı o devre arasında ve sezon sonunda şampiyon olmuştu. Biz ise Sivasspor'un ardından üçüncü olduk.
Sonuç olarak Alanzinho eğer 4 milyon civarı bir paraya alınmamış, yeni keşfedilmiş bir yıldız adayı olsaydı etkili sayılabilirdi ama verilen para, yaş ve etkiye bakıldığında, etkisiz bir yabancı transferi denilebilir. Ki şu anda değeri transfermarkt sitesinde 4.700.000 euro olarak görülüyor. Acaba gerçekten Alanzinho'ya o parayı verecekler mi merak ediyorum.
22 Şubat 2011 Salı
Manisaspor: 1 Trabzonspor:2 | Hayat Varsa Umut Vardır
* (Gençlerbirliği, Konya, Gaziantep maçlarından sonra) Bu sezon 4. kez geriden gelerek maç kazandık. Bu daha önceki yıllarda çok yapabildiğimiz birşey değildi. Bu 4 maçın diğer bir ortak yönü de bu maçlarda özellikle geriye düştüğümüz anlardan itibaren maçları çok iyi bir futbol oynayarak çevirmemiz.
*Yukarıdaki durumun aksine bizim öne geçip devamında rakibin oyunu dengeye getirdiği 4 maçın 2'sinde puan kaybetmişiz (iç sahadaki Manisa ve Ankaragücü maçları) Rakibin dengeye getirmesine rağmen kazandığımız 2 maç ise deplasmandaki İBB ve Sivasspor maçları -ki bu 2 maçı da çok iyi oynamadan kazandığımızı itiraf edelim. Rakibin geriden gelip eşitlik sağladığı bu maçları deplasmanda(her ne kadar İstanbul deplasman sayılmasa da) kazanıp iç sahadaki maçları tekrar lehimize çeviremememiz dikkat çekici.
* Bir arkadaşla Pazar günü Alanzinho hakkında konuşurken attığı gollerin % 90'ının insanlık dışı goller olduğundan bahsediyorduk ki o da bizi doğrulama gereği hissetti sanırım. Ancak maç kazandırdıktan sonra dahi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; ben hayatımda Alanzinho kadar yeteneğine ihanet eden bir adam görmedim. Daha doğrusu bu kadar yetenekli olup ta futbol zekası bu kadar düşük başka bir adam görmedim. Oyuna girdiğinde gerçekten oyunu,takımı hareketlendiriyor ama ne zaman şut atıp ne zaman pas atacağına bir türlü doğru karar veremiyor. Daha doğrusu karar bile vermeiyor çoğu zaman. Bize bu şekilde 1-2 maç daha kazandırsın yeter. Kendisiyle alakalı büyük beklentilerim yok.
* Senelerdir kalecilerinden ağzı yanan bir takım olarak Allah'a şükür ki artık Onurumuz var. Şu anda hala lidersek en büyük pay tartışmasız Onur'un.
*Burak büyük takım(!) oyuncusu gibi oynamaktan bir türlü vazgeçmiyor. Verdiği röportajlarda Şenol Güneş'ten etkilendiği belli oluyor ve gerçekten içine Şenol Güneş kaçmış gibi konuşuyor ama adama sahaya çıkınca bir haller oluyor. Sürekli el kol hareketleriyle rakip tribünü geriyor ve rakip taraftarların oyuna müdahil olmalarına yol açıyor. Bir de hemen her pozisyonda şark kurnazlığı yapmanın peşinde. Dün sarı kart gördüğü pozisyonda hakemin gözünün önünde ayağına rakibe takıp faul almaya çalışıyor. Sarı kartı görünce de utanmadan hakeme itiraz ediyor. Burak'ın bu hallerini gördükçe aklıma Beşiktaş'ta topu eliyle düzelterek ilk golünü attığı Konya maçı ve maç sonrasındaki pişkin açıklamaları geliyor. -Hiç ümidim yok ama- umarım bu hareketlerine bir son verir.
*Dünkü maçtaki Serkan hem savunmada hem hücumda son zamanlarda gördüğüm en etkisiz Serkan performanslarından birisiydi. Geçen hafta Sivas'ta da Grosicki karşısında zor anlar yaşamıştı. Bu hafta Amrabat karşısında neler yapacak göreceğiz. Şenol Hoca daha iyisini bilir tabi ama Cale'nin yerine de Piotr'da biraz daha ısrarcı olmakta fayda olabilir.
* Jaja'nın aklı dün ilk yarıda neredeydi bilmiyorum ama şampiyon olacaksak bize her maç en az 60 dakikalığına Jaja'nın dünkü 2. yarı performansı lazım.
* Son haftaların formsuz adamı Umut ta dünün iyilerindedi. Attığı gol haricinde de iyi bir maç çıkardı. Umut uzun süre gol atamayıp sonrasında siftahı yapınca genelde seriye bağlar. Kayseri maçında devamını bekliyoruz. Ligdeki 100. golünü memleketinin takımına atarsa hemşerileri kendisine kızmazlar umarım. :)
*Son 2 haftada aldığımız 2 galibiyetle 2. yarının ilk 5 haftasında 8 puan toplamış olduk. Kayseri'yi de yenersek ilk yarının 6. haftasında topladığımız 11 puanı 2. yarının 6. haftası itibariyle de toplamış olacağız. Umutsuzluğa gerek yok!
*Yukarıdaki durumun aksine bizim öne geçip devamında rakibin oyunu dengeye getirdiği 4 maçın 2'sinde puan kaybetmişiz (iç sahadaki Manisa ve Ankaragücü maçları) Rakibin dengeye getirmesine rağmen kazandığımız 2 maç ise deplasmandaki İBB ve Sivasspor maçları -ki bu 2 maçı da çok iyi oynamadan kazandığımızı itiraf edelim. Rakibin geriden gelip eşitlik sağladığı bu maçları deplasmanda(her ne kadar İstanbul deplasman sayılmasa da) kazanıp iç sahadaki maçları tekrar lehimize çeviremememiz dikkat çekici.
* Bir arkadaşla Pazar günü Alanzinho hakkında konuşurken attığı gollerin % 90'ının insanlık dışı goller olduğundan bahsediyorduk ki o da bizi doğrulama gereği hissetti sanırım. Ancak maç kazandırdıktan sonra dahi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; ben hayatımda Alanzinho kadar yeteneğine ihanet eden bir adam görmedim. Daha doğrusu bu kadar yetenekli olup ta futbol zekası bu kadar düşük başka bir adam görmedim. Oyuna girdiğinde gerçekten oyunu,takımı hareketlendiriyor ama ne zaman şut atıp ne zaman pas atacağına bir türlü doğru karar veremiyor. Daha doğrusu karar bile vermeiyor çoğu zaman. Bize bu şekilde 1-2 maç daha kazandırsın yeter. Kendisiyle alakalı büyük beklentilerim yok.
* Senelerdir kalecilerinden ağzı yanan bir takım olarak Allah'a şükür ki artık Onurumuz var. Şu anda hala lidersek en büyük pay tartışmasız Onur'un.
*Burak büyük takım(!) oyuncusu gibi oynamaktan bir türlü vazgeçmiyor. Verdiği röportajlarda Şenol Güneş'ten etkilendiği belli oluyor ve gerçekten içine Şenol Güneş kaçmış gibi konuşuyor ama adama sahaya çıkınca bir haller oluyor. Sürekli el kol hareketleriyle rakip tribünü geriyor ve rakip taraftarların oyuna müdahil olmalarına yol açıyor. Bir de hemen her pozisyonda şark kurnazlığı yapmanın peşinde. Dün sarı kart gördüğü pozisyonda hakemin gözünün önünde ayağına rakibe takıp faul almaya çalışıyor. Sarı kartı görünce de utanmadan hakeme itiraz ediyor. Burak'ın bu hallerini gördükçe aklıma Beşiktaş'ta topu eliyle düzelterek ilk golünü attığı Konya maçı ve maç sonrasındaki pişkin açıklamaları geliyor. -Hiç ümidim yok ama- umarım bu hareketlerine bir son verir.
*Dünkü maçtaki Serkan hem savunmada hem hücumda son zamanlarda gördüğüm en etkisiz Serkan performanslarından birisiydi. Geçen hafta Sivas'ta da Grosicki karşısında zor anlar yaşamıştı. Bu hafta Amrabat karşısında neler yapacak göreceğiz. Şenol Hoca daha iyisini bilir tabi ama Cale'nin yerine de Piotr'da biraz daha ısrarcı olmakta fayda olabilir.
* Jaja'nın aklı dün ilk yarıda neredeydi bilmiyorum ama şampiyon olacaksak bize her maç en az 60 dakikalığına Jaja'nın dünkü 2. yarı performansı lazım.
* Son haftaların formsuz adamı Umut ta dünün iyilerindedi. Attığı gol haricinde de iyi bir maç çıkardı. Umut uzun süre gol atamayıp sonrasında siftahı yapınca genelde seriye bağlar. Kayseri maçında devamını bekliyoruz. Ligdeki 100. golünü memleketinin takımına atarsa hemşerileri kendisine kızmazlar umarım. :)
*Son 2 haftada aldığımız 2 galibiyetle 2. yarının ilk 5 haftasında 8 puan toplamış olduk. Kayseri'yi de yenersek ilk yarının 6. haftasında topladığımız 11 puanı 2. yarının 6. haftası itibariyle de toplamış olacağız. Umutsuzluğa gerek yok!
13 Şubat 2011 Pazar
Sivasspor:2 Trabzonspor:3 | "Burak"alum Bu İşleri
Maça damgasını vuran olay hiç şüphesiz ilk yarının sonlarındaki Burak - Engin kavgasıydı. Orada Engin bana göre Jaja'yı tercih etmekle doğru bir iş yaptı. Zira hem Jaja'nın açısı Burak'a göre daha iyidi, hem de Jaja'nın son vuruşlarda Burak'tan daha iyi olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Bu pozisyodnan sonra Burak artık neler dediyse Engin çıldırdı, bir an Süper Lig'de oynadığını unutmuş olmalı ki oyundan çıkmak istedi,hatta ilk yarı bitince formasını çıkardı "ben oynamıyorum" der gibilerinden.
Dün ilk yarının sonlarındaki o olaya şahit olan çoğu hoca bana göre hem Burak'ı hem de Engin'i oyundan çıkartırdı, bana göre de olması gereken buydu. Ancak Şenol Güneş hem medyanın eline koz vermemek hem de oyuncularını kaybetmemek uğruna ikisini de oyunda tuttu. Bunun karşılığında da Burak bize 3 puanı getirdi. 3 puan geldi gelmesine ama bu olay bizden neler götürecek onu da zaman içinde hep beraber göreceğiz.
Sene başından beri sayısız kriz atlattı bu camia; Umut Bulut krizi, Hayrettin Hacısalihoğlu krizi, Teofilo Krizi, Engin Baytar- Şenol Güneş Krizi, Jaja Krizi, Colman Krizi, Alanzinho Krizi ve nihayetinde Engin- Burak Krizi. Tüm bunlara rağmen bu takım hala lider! Gerçekten büyük başarı ancak camianın da Şenol Güneş'in de herkesin bir dayanma limiti var. Böyle saçma sapan krizler yaratarak kimsenin şampiyonluğa bu kadar yaklaşmış bir camianın enerjisini tüketmeye,takımın ahengini bozmaya hakkı yok. Şunun şurasında 27 yıldır beklenen şampiyonluğa 13 hafta kalmış. Herkesin aklını başına alması lazım,hem de acilen!
Kısaca maçtan da bahsedecek olursak; maçın gidişatı bana 2 maçı hatırlattı. İlk golü erken bulup,Sivasspor'un 2. yarıda skoru 1-1'e getirmesinden kısa süre sonra tekrar 2-1 öne geçmemize kadarki kısım, geçen yılın ilk maçında deplasmanda 2-1 kazandığımız maçı anımsattı. Sonrasında maçın 2-2 olması, 1 dakika sonrasında tekrar 3-2 öne geçmemiz sebebiyle de 4-5 yıl önce Gaziantep'i Trabzon'da 3-2 yendiğimiz maçı hatırladım. O maçta da ilk dakikada Umut'un Ömer'e yaptığı pres sonucu golü atmıştık. Ve yine o maçta maçın bitimine 5 dakika kala rahmetli De Nigris'in kafa golüyle 2-2'ye gelen maçı, 1 dakika sonra attığımız golle tekrar lehimize çevirmiş ve 3-2 kazanmayı başarmıştık.
Bu sezon Kasımpaşa ve Sivas maçı hariç, erken gol atarak başladığımız maçlarda genelde istediğimiz oyunu oynayamıyoruz. Bu maç ta benzer şekilde gelişti. Net pozisyonlarda farkı 2 yapamayınca Sivasspor'un oyunda kalmasına,direnç göstermesine sebep olduk. Neyse ki Sivasspor'un defansını bu halde yakaladık ve 3 haftadır yanımıza uğramayan futbol şansı son dakikalarda yanımızdaydı da hayata dönüş maçını 3 puanla atlattık. Maçtan sonra gerek Şenol Hoca, gerekse futbolcular 3 maç kazanamamanın verdiği baskıyı atlatmış olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiler ancak haftaya Manisaspor maçı bunu test etmemiz açısından iyi bir fırsat olacak. Umarım daha da iyi bir futbol oynayarak 2 deplasmandan 6 puanla dönmüş oluruz.
Maçın Trabzonspor adına en iyi isimleri; Onur, Mustafa Yumlu ve Burak Yılmaz'dı. Sivasspor'un agresif oyununun ve erken öne geçmemizin de etkisiyle beklerimiz pek hücuma çıkamadı ama Piotr'u da beğendiğimi söyleyebilirim. Geri 4'lü, ilk kez bir arada oynamasına rağmen oldukça uyumlu bir görüntü çizdi ancak Egemen bu takım için çok şey demek, en kısa sürede dönmesini bekliyoruz. Sivasspor'da ise Grosicki ve Kadir mükemmel oynadılar.
Maçın hakemi 2 taraf adına dengeli kararlar verdi ve genelde iyi maç yönettiğini söyleyebiliriz ancak ilk yarıda sarı kartı olan Uğur Kavuk'un topu elle kesmeye çalıştığı pozisyonda, her ne kadar pozisyonu avanataja bıraksa da pozisyonun bitiminde 2. sarı karttan kırmızı kartı çıkarması gerekiyordu. Ayrıca ilk golün hemen sonrasında 2 no'lu yardımcının Umut'un pozisyonuna kaldırdığı ofsayt bayrağı evlere şenlikti.
Dün ilk yarının sonlarındaki o olaya şahit olan çoğu hoca bana göre hem Burak'ı hem de Engin'i oyundan çıkartırdı, bana göre de olması gereken buydu. Ancak Şenol Güneş hem medyanın eline koz vermemek hem de oyuncularını kaybetmemek uğruna ikisini de oyunda tuttu. Bunun karşılığında da Burak bize 3 puanı getirdi. 3 puan geldi gelmesine ama bu olay bizden neler götürecek onu da zaman içinde hep beraber göreceğiz.
Sene başından beri sayısız kriz atlattı bu camia; Umut Bulut krizi, Hayrettin Hacısalihoğlu krizi, Teofilo Krizi, Engin Baytar- Şenol Güneş Krizi, Jaja Krizi, Colman Krizi, Alanzinho Krizi ve nihayetinde Engin- Burak Krizi. Tüm bunlara rağmen bu takım hala lider! Gerçekten büyük başarı ancak camianın da Şenol Güneş'in de herkesin bir dayanma limiti var. Böyle saçma sapan krizler yaratarak kimsenin şampiyonluğa bu kadar yaklaşmış bir camianın enerjisini tüketmeye,takımın ahengini bozmaya hakkı yok. Şunun şurasında 27 yıldır beklenen şampiyonluğa 13 hafta kalmış. Herkesin aklını başına alması lazım,hem de acilen!
Kısaca maçtan da bahsedecek olursak; maçın gidişatı bana 2 maçı hatırlattı. İlk golü erken bulup,Sivasspor'un 2. yarıda skoru 1-1'e getirmesinden kısa süre sonra tekrar 2-1 öne geçmemize kadarki kısım, geçen yılın ilk maçında deplasmanda 2-1 kazandığımız maçı anımsattı. Sonrasında maçın 2-2 olması, 1 dakika sonrasında tekrar 3-2 öne geçmemiz sebebiyle de 4-5 yıl önce Gaziantep'i Trabzon'da 3-2 yendiğimiz maçı hatırladım. O maçta da ilk dakikada Umut'un Ömer'e yaptığı pres sonucu golü atmıştık. Ve yine o maçta maçın bitimine 5 dakika kala rahmetli De Nigris'in kafa golüyle 2-2'ye gelen maçı, 1 dakika sonra attığımız golle tekrar lehimize çevirmiş ve 3-2 kazanmayı başarmıştık.
Bu sezon Kasımpaşa ve Sivas maçı hariç, erken gol atarak başladığımız maçlarda genelde istediğimiz oyunu oynayamıyoruz. Bu maç ta benzer şekilde gelişti. Net pozisyonlarda farkı 2 yapamayınca Sivasspor'un oyunda kalmasına,direnç göstermesine sebep olduk. Neyse ki Sivasspor'un defansını bu halde yakaladık ve 3 haftadır yanımıza uğramayan futbol şansı son dakikalarda yanımızdaydı da hayata dönüş maçını 3 puanla atlattık. Maçtan sonra gerek Şenol Hoca, gerekse futbolcular 3 maç kazanamamanın verdiği baskıyı atlatmış olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiler ancak haftaya Manisaspor maçı bunu test etmemiz açısından iyi bir fırsat olacak. Umarım daha da iyi bir futbol oynayarak 2 deplasmandan 6 puanla dönmüş oluruz.
Maçın Trabzonspor adına en iyi isimleri; Onur, Mustafa Yumlu ve Burak Yılmaz'dı. Sivasspor'un agresif oyununun ve erken öne geçmemizin de etkisiyle beklerimiz pek hücuma çıkamadı ama Piotr'u da beğendiğimi söyleyebilirim. Geri 4'lü, ilk kez bir arada oynamasına rağmen oldukça uyumlu bir görüntü çizdi ancak Egemen bu takım için çok şey demek, en kısa sürede dönmesini bekliyoruz. Sivasspor'da ise Grosicki ve Kadir mükemmel oynadılar.
Maçın hakemi 2 taraf adına dengeli kararlar verdi ve genelde iyi maç yönettiğini söyleyebiliriz ancak ilk yarıda sarı kartı olan Uğur Kavuk'un topu elle kesmeye çalıştığı pozisyonda, her ne kadar pozisyonu avanataja bıraksa da pozisyonun bitiminde 2. sarı karttan kırmızı kartı çıkarması gerekiyordu. Ayrıca ilk golün hemen sonrasında 2 no'lu yardımcının Umut'un pozisyonuna kaldırdığı ofsayt bayrağı evlere şenlikti.
10 Şubat 2011 Perşembe
Ziya Doğan Mantalitesine Dair
Bir önceki entryde Ekrem Dağ'ın gerçek adından bahsederken aklıma gerçek ismi Ziyaettin Doğan olan ancak bizim Ziya Doğan olarak bildiğimiz eski hocamız geldi.
Ziya Doğan'ı hatırlayan çoğu Trabzonspor taraftarı müteakiben Ayman'ı ve "on" libero mantalitesini hatırlar. Oynanan kısır futbolu hatırlar. Marcelinho'yu sol bekte, Musampa'yı,Szymek'i,Stepanov'u kulübede hatırlar. Velhasıl, Ziya Doğan'ı hatırlayan Trabzonspor taraftarının yüzünde bir gülümseme,tebessüm etme emaresi göremezsiniz.
Ziya Doğan'ın bir de 1. Trabzonspor Dönemi vardır "Adam gibi adam" ünvanını kazandığı. İstatistiklere bakınca başarılı gözüktüğü,kulüp tarihinde Şampiyonlar Ligi'ne en fazla yaklaşılan, seri galibiyetler alınan bir dönem olmasına rağmen, Ziya Doğan denilince çoğu Trabzonsporlu'nun aklına 2. dönem gelir.
Buradaki en önemli faktörler ;
* Başarılı olduğu dönemde, kısa bir süre önce Beşiktaş'tan teklif alan Ziya Doğan'ın ucuz sebeplerle ve takım 2. durumdayken istifa etmesi
* Ziya Doğan dönemindeki takım mücadele olarak taraftarı her ne kadar doyursa da, sonradan bakıldığında başarıdaki en büyük payenin -taraftarın çoğunluğu tarafından- Ziya Doğan'a değil de Fatih-Gökdeniz-Yattara'nın çok ekstra performanslarına verilmesidir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi "Ziya Doğan" denilince Trabzonspor taraftarının aklına birçok farklı anı,olay v.s. gelebilir. Benim aklıma ise New York'taki bir Türk Lokantası'nda izlediğim bir Trabzonspor - Konyaspor maçı gelir.
Maça başladığımız kadro aşağıdaki gibidir.
İlk 45 dakika çok kısır bir oyundan sonra 0-0 biter ki Trabzonspor son maçlarda çok ciddi gol sıkıntısı yaşamaktadır. Biz 2. yarının başında oyuna tek ofansif oyuncumuz olan Ceyhun'un girmesini beklerken Ziya Doğan'ın yaptığı değişiklikler gurbet ellerde bizi bizden alır;
2. yarının başında Ömer Rıza ve Ergin Keleş'i, Trabzon'da 0-0 devam eden bir maçta oyundan alan Ziya Doğan, yerlerine Hasan Üçüncü ve Mustafa Keçeli'yi oyuna alır.
46. dakika itibariyle orta sahamız; Ayman-Hüseyin Çimşir-Hasan the 3rd- Keçelinho'dan oluşmaktadır. Sağ bekteki Ferhat dahil oyun alanında 4 ön liberomuz,2 sol bekimiz,2 stoperimiz ve haliyle 1 kalecimiz vardır oyunda Avni Aker'de seyircisiz oynanan Konyaspor maçında. Ofansif 2 oyuncumuz ise Gökdeniz ve Yattara'dır.
Maç ne mi olur? 64. dakikada oyuna giren Ceyhun'un defansın arkasına attığı uzun topta Gökdeniz'in çok dar açıdan yaptığı vuruşu sağolsun Özden içeri alır ve 1-0 kazanırız.
İşte "Ziya Doğan" denilince benim aklıma hep bu maç ve o değişiklikler gelir. Mantalitesini sevdiğimin hocası!
Ziya Doğan'ı hatırlayan çoğu Trabzonspor taraftarı müteakiben Ayman'ı ve "on" libero mantalitesini hatırlar. Oynanan kısır futbolu hatırlar. Marcelinho'yu sol bekte, Musampa'yı,Szymek'i,Stepanov'u kulübede hatırlar. Velhasıl, Ziya Doğan'ı hatırlayan Trabzonspor taraftarının yüzünde bir gülümseme,tebessüm etme emaresi göremezsiniz.
Ziya Doğan'ın bir de 1. Trabzonspor Dönemi vardır "Adam gibi adam" ünvanını kazandığı. İstatistiklere bakınca başarılı gözüktüğü,kulüp tarihinde Şampiyonlar Ligi'ne en fazla yaklaşılan, seri galibiyetler alınan bir dönem olmasına rağmen, Ziya Doğan denilince çoğu Trabzonsporlu'nun aklına 2. dönem gelir.
Buradaki en önemli faktörler ;
* Başarılı olduğu dönemde, kısa bir süre önce Beşiktaş'tan teklif alan Ziya Doğan'ın ucuz sebeplerle ve takım 2. durumdayken istifa etmesi
* Ziya Doğan dönemindeki takım mücadele olarak taraftarı her ne kadar doyursa da, sonradan bakıldığında başarıdaki en büyük payenin -taraftarın çoğunluğu tarafından- Ziya Doğan'a değil de Fatih-Gökdeniz-Yattara'nın çok ekstra performanslarına verilmesidir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi "Ziya Doğan" denilince Trabzonspor taraftarının aklına birçok farklı anı,olay v.s. gelebilir. Benim aklıma ise New York'taki bir Türk Lokantası'nda izlediğim bir Trabzonspor - Konyaspor maçı gelir.
Maça başladığımız kadro aşağıdaki gibidir.
İlk 45 dakika çok kısır bir oyundan sonra 0-0 biter ki Trabzonspor son maçlarda çok ciddi gol sıkıntısı yaşamaktadır. Biz 2. yarının başında oyuna tek ofansif oyuncumuz olan Ceyhun'un girmesini beklerken Ziya Doğan'ın yaptığı değişiklikler gurbet ellerde bizi bizden alır;
2. yarının başında Ömer Rıza ve Ergin Keleş'i, Trabzon'da 0-0 devam eden bir maçta oyundan alan Ziya Doğan, yerlerine Hasan Üçüncü ve Mustafa Keçeli'yi oyuna alır.
46. dakika itibariyle orta sahamız; Ayman-Hüseyin Çimşir-Hasan the 3rd- Keçelinho'dan oluşmaktadır. Sağ bekteki Ferhat dahil oyun alanında 4 ön liberomuz,2 sol bekimiz,2 stoperimiz ve haliyle 1 kalecimiz vardır oyunda Avni Aker'de seyircisiz oynanan Konyaspor maçında. Ofansif 2 oyuncumuz ise Gökdeniz ve Yattara'dır.
Maç ne mi olur? 64. dakikada oyuna giren Ceyhun'un defansın arkasına attığı uzun topta Gökdeniz'in çok dar açıdan yaptığı vuruşu sağolsun Özden içeri alır ve 1-0 kazanırız.
İşte "Ziya Doğan" denilince benim aklıma hep bu maç ve o değişiklikler gelir. Mantalitesini sevdiğimin hocası!
6 Şubat 2011 Pazar
Trabzonspor:0 MP Antalyaspor:0 | Düştüysek Kalkarız, Daha Ölmedik!
Maç boyunca Antalyaspor'dan 9 tane faza şut atmışız. Kaleyi bulan şut sayılarında ise bu fark sadece 1'e düşmüş! Maçın özeti bu olsa gerek.
Maça takım olarak istekli başladık,ilk dakikada Engin'in kaçırdığı golden sonra çoğu duran toplardan olmak üzere birçok pozisyon bulduk. Bu pozisyonların özellikle 3-4 tanesi kaleci karşıya karşıya pozisyonlar kadar net pozisyonlardı ancak Giray ve Burak bir türlü kaleyi tutturamadılar. O kadar net durumda vurulan kafaların hiçbirisinin gol olmaması tek kelimeyle beceriksizlik. Bunların üzerine bir de gözünün önündeki pozisyona penaltı çalmayan Hüseyin Göçek'in beceriksizliği eklenince ilk yarı golsüz tamamlandı.
İkinci yarıda ise ilk yarıdaki kadar pozisyon üretemedik. Dakikalar ilerledikçe beklenildiği üzere stadyumdaki stres katsayısı arttı. Bu da hem tribünlerin hem de takımın performansına olumsuz yansıdı. Oyuna girenler de skorun değişmesine katkı sağlayamayınca maç ta başladığı gibi bitti. Bu arada son 10 dakikada maçı kaybetmediysek bunu da tıpkı Eskişehir maçında olduğu gibi Onur'a borçluyuz.
Futbolcular bazında bakacak olursak; Burak etkiliydi diyebiliriz,rakibi oldukça yordu ama asıl yapması gereken işi -gol atmak- girdiği pozisyonlarda yapamadı. Mustafa Yumlu iyiydi. Serkan her zamanki gibiydi.Colman hala düzelemedi. Umut çok silikti,pozisyona dahi giremedi. İç sahadaki maçlar için Pawel'in takıma bir an önce uyum sağlaması lazım. Jaja 2. yarı biraz hareketlendiyse de maç genelinde istenen seviyede değildi. Biz takım olarak kanatları etkin kullanamadığımız,oyunu kanatlara yayamadığımız müddetçe Jaja'dan istediğimiz verimi almamız zor.
Sonuç olarak; duran toplar haricinde çok fazla pozisyona girememiş olsak ta duran toplardan bu kadar net fırsatlar yakalıyorsan golü atacaksın. Atamazsan 2 puan daha kaybedersin.
Puan durumuna baktığımızda lig tamamen yeniden başladı diyebiliriz ancak moral-motivasyon açısından rakiplerimize göre daha dezavantajlı olan biziz. Ama nasıl düştüysek, ayağa kalkmasını da biliriz.
Maça takım olarak istekli başladık,ilk dakikada Engin'in kaçırdığı golden sonra çoğu duran toplardan olmak üzere birçok pozisyon bulduk. Bu pozisyonların özellikle 3-4 tanesi kaleci karşıya karşıya pozisyonlar kadar net pozisyonlardı ancak Giray ve Burak bir türlü kaleyi tutturamadılar. O kadar net durumda vurulan kafaların hiçbirisinin gol olmaması tek kelimeyle beceriksizlik. Bunların üzerine bir de gözünün önündeki pozisyona penaltı çalmayan Hüseyin Göçek'in beceriksizliği eklenince ilk yarı golsüz tamamlandı.
İkinci yarıda ise ilk yarıdaki kadar pozisyon üretemedik. Dakikalar ilerledikçe beklenildiği üzere stadyumdaki stres katsayısı arttı. Bu da hem tribünlerin hem de takımın performansına olumsuz yansıdı. Oyuna girenler de skorun değişmesine katkı sağlayamayınca maç ta başladığı gibi bitti. Bu arada son 10 dakikada maçı kaybetmediysek bunu da tıpkı Eskişehir maçında olduğu gibi Onur'a borçluyuz.
Futbolcular bazında bakacak olursak; Burak etkiliydi diyebiliriz,rakibi oldukça yordu ama asıl yapması gereken işi -gol atmak- girdiği pozisyonlarda yapamadı. Mustafa Yumlu iyiydi. Serkan her zamanki gibiydi.Colman hala düzelemedi. Umut çok silikti,pozisyona dahi giremedi. İç sahadaki maçlar için Pawel'in takıma bir an önce uyum sağlaması lazım. Jaja 2. yarı biraz hareketlendiyse de maç genelinde istenen seviyede değildi. Biz takım olarak kanatları etkin kullanamadığımız,oyunu kanatlara yayamadığımız müddetçe Jaja'dan istediğimiz verimi almamız zor.
Sonuç olarak; duran toplar haricinde çok fazla pozisyona girememiş olsak ta duran toplardan bu kadar net fırsatlar yakalıyorsan golü atacaksın. Atamazsan 2 puan daha kaybedersin.
Puan durumuna baktığımızda lig tamamen yeniden başladı diyebiliriz ancak moral-motivasyon açısından rakiplerimize göre daha dezavantajlı olan biziz. Ama nasıl düştüysek, ayağa kalkmasını da biliriz.
Trabzonspor- MP Antalyaspor | Maç Öncesi
Antalyaspor maçı 2 haftadır kazanamayan Trabzonsporumuz için sezonun geri kalanının gidişatını direkt olarak etkileyebilecek çok önemli bir maç. Cuma günü Bursasor'un, dün de Fenerbahçe'nin kazanması maçın önemini bir kat daha arttırdı. Üstüste gelen puan kayıplarıyla yaşanan moral bozukluğunu gidermek için bir haftadır tüm camianın seferber olduğuna şahit olduk. Herkesin beklentisi bu maçtan alınacak 3 puanla takımın özgüveninin yerine gelmesi ve kara bulutların dağıtılması.
Saha dışı faktörlerden sonra biraz da saha içi faktörlerden bahsedecek olursak; Antalyaspor ligin -özellikle kendi sahasında-iyi takımlarından. Klasik 4-3-3 taktiğiyle oynuyorlar. Her ne kadar orta sahada çok koşan,rakibin oyununu bozabilecek tarzda 3 oyuncuyla oynasalar da (bu maç için Kerem Şeras,İbrahim Dağaşan,Sedat Ağçay) çok iyi defans yaparak oyunu kitleyebilecek bir takım olduklaırnı düşünmüyorum. Kendi oyunlarını oynayarak rakibi oyundan düşürmeye yönelik bir oyun anlayışları var. Tandemde Deniz Barış-Ali Turan ikilisi var ki Umut ve Burak'ın bu ikiliye çok zor anlar yaşatacaklarını tahmin ediyorum. Ortasahada hızlı top dolaştırıp Antalyaspor ortasahasına üstünlük sağlarsak sonuca rahat ulaşabileceğimizi düşünüyorum.
Rakipten en çok çekindiğim isim Tita. Defansif yönü çok kuvvetli olmasa da son maçlarda sağ bek Erkan Sekman'ın sağ kanattan etkili çıkışları var. Mehmet Özdilek normalde sol kanatta oynattığı Tita'dan, bu maçta Serkan Balcı'nın yerine Cale'nin karşısında faydalanmak isteyebilir. Orayı iyi tıkamamız lazım. Onun dışında Mehmet Yılmaz'ın bize çok fazla sorun yaşatacağını düşünmüyorum. Mustafa Yumlu ve Giray'ın rahat mücadele edebileceği tarzda bir yapısı var eski 10 numaramızın.
Umarım golü erken buluruz. Zira bulamazsak -öyle olmaması lazım ama- takımın ve taraftarın üzerindeki gerginlik,stres ister istemez artacak. Bunun üzerine bir de Ömer Çatkıç'ın her büyük maçta yaptığı gibi tribünlere provoke etmeye yönelik yavaş hareketlerini izleyeceğiz. Hakem Hüseyin Göçek'in de Türkiye'de oyunu en sık kesen, maçın temposunu en fazla düşüren hakem olduğunu düşünürsek geç gelecek bir golün birçok açıdan kriz yaratma olasılığı yüksek.
Gol ne zaman gelrise gelsin, yeter ki gelsin.. Ve yeter ki o gol ya da goller bize galibiyeti getirsin. Camia bütünüyle silkelensin,kendine gelsin. Moraller yükselsin,yüzler gülsün. Bir Pazartesi sendorumu daha yaşanmasın. O sene bu sene olsun.
Amin!
Saha dışı faktörlerden sonra biraz da saha içi faktörlerden bahsedecek olursak; Antalyaspor ligin -özellikle kendi sahasında-iyi takımlarından. Klasik 4-3-3 taktiğiyle oynuyorlar. Her ne kadar orta sahada çok koşan,rakibin oyununu bozabilecek tarzda 3 oyuncuyla oynasalar da (bu maç için Kerem Şeras,İbrahim Dağaşan,Sedat Ağçay) çok iyi defans yaparak oyunu kitleyebilecek bir takım olduklaırnı düşünmüyorum. Kendi oyunlarını oynayarak rakibi oyundan düşürmeye yönelik bir oyun anlayışları var. Tandemde Deniz Barış-Ali Turan ikilisi var ki Umut ve Burak'ın bu ikiliye çok zor anlar yaşatacaklarını tahmin ediyorum. Ortasahada hızlı top dolaştırıp Antalyaspor ortasahasına üstünlük sağlarsak sonuca rahat ulaşabileceğimizi düşünüyorum.
Rakipten en çok çekindiğim isim Tita. Defansif yönü çok kuvvetli olmasa da son maçlarda sağ bek Erkan Sekman'ın sağ kanattan etkili çıkışları var. Mehmet Özdilek normalde sol kanatta oynattığı Tita'dan, bu maçta Serkan Balcı'nın yerine Cale'nin karşısında faydalanmak isteyebilir. Orayı iyi tıkamamız lazım. Onun dışında Mehmet Yılmaz'ın bize çok fazla sorun yaşatacağını düşünmüyorum. Mustafa Yumlu ve Giray'ın rahat mücadele edebileceği tarzda bir yapısı var eski 10 numaramızın.
Umarım golü erken buluruz. Zira bulamazsak -öyle olmaması lazım ama- takımın ve taraftarın üzerindeki gerginlik,stres ister istemez artacak. Bunun üzerine bir de Ömer Çatkıç'ın her büyük maçta yaptığı gibi tribünlere provoke etmeye yönelik yavaş hareketlerini izleyeceğiz. Hakem Hüseyin Göçek'in de Türkiye'de oyunu en sık kesen, maçın temposunu en fazla düşüren hakem olduğunu düşünürsek geç gelecek bir golün birçok açıdan kriz yaratma olasılığı yüksek.
Gol ne zaman gelrise gelsin, yeter ki gelsin.. Ve yeter ki o gol ya da goller bize galibiyeti getirsin. Camia bütünüyle silkelensin,kendine gelsin. Moraller yükselsin,yüzler gülsün. Bir Pazartesi sendorumu daha yaşanmasın. O sene bu sene olsun.
Amin!
2 Şubat 2011 Çarşamba
Trabzonspor - MP Antalyaspor | Hüseyin Göçek
Antalyaspor maçının hakemi Hüseyin Göçek olarak açıklandıktan sonra TFF'den Hüseyin Göçek'in yönettiği son Trabzonspor maçlarına göz attım ve bir de ne göreyim; Hüseyin Göçek'in yönettiği son 2 Trabzonspor maçında da rakip Antalyaspor. Biri geçen yıl Mart ayıdna kupada 2-0 kazandığımız maç, diğeri ise ligin ilk yarısında elektriklerin kesildiği ve 0-0 biten maç.
Geçen haftaki Fenerbahçe maçının hakemi Bünyamin Gezer'di, tıpkı ligin ilk yarısındaki Fenerbahçe maçında olduğu gibi.. Atamalar ilginç gerçekten.
Hüseyin Göçek'e dönecek olursak; ligde uzak ara en sevmediğim hakem diyebilirim. Zira bizim oyun yapımıza çok ters bir hakemlik anlayışı var. Onun hakem olduğu maçlarda oyun gereksiz yere ve çok uzun sürelerle duruyor, faulleri hemen kullandırtmayıp oyunculara uzun uzun nasihatler vererek maçın temposunun iyice düşmesine yol açıyor -ki bu da bizim gibi oyunu hızlı oynamaya çalışan bir takım için dezavantaj-.
Umarım Pazar günü oyunun hızını kesmeden adil bir maç yönetir. Allah hakem şansı versin.
Geçen haftaki Fenerbahçe maçının hakemi Bünyamin Gezer'di, tıpkı ligin ilk yarısındaki Fenerbahçe maçında olduğu gibi.. Atamalar ilginç gerçekten.
Hüseyin Göçek'e dönecek olursak; ligde uzak ara en sevmediğim hakem diyebilirim. Zira bizim oyun yapımıza çok ters bir hakemlik anlayışı var. Onun hakem olduğu maçlarda oyun gereksiz yere ve çok uzun sürelerle duruyor, faulleri hemen kullandırtmayıp oyunculara uzun uzun nasihatler vererek maçın temposunun iyice düşmesine yol açıyor -ki bu da bizim gibi oyunu hızlı oynamaya çalışan bir takım için dezavantaj-.
Umarım Pazar günü oyunun hızını kesmeden adil bir maç yönetir. Allah hakem şansı versin.
31 Ocak 2011 Pazartesi
"Egemen"lik Fenerbahçe'deydi
Maçtan önceki düşüncem şu şekildeydi; biz bu seneki maçlarda ortaya koyduğumuz ortalama performansı sahaya yansıtırsak Fenerbahçe'nin bizi yenmesi için bu sene hiç oynamadığı kadar iyi oynaması gerekir. Hay şom ağzımı açmaz olaydım. Gerçi Fenerbahçe öyle mükemmel bir oyun da oynamadı ama ortasahada müthiş bir direnç göstererek bize pasa dayalı oyunumuzu oynatmadı ve topa sahip olarak Fenerbahçe orta sahasını oyundan düşürmemize engel oldu.
Daha ilk dakikadan itibaren kendi sahalarında oynamanın da verdiği avantajla müthiş sert başladılar maça. Özellikle Selçuk Şahin ilk dakikadan itibaren sistematik sertlikle Jaja'yı oyundan soğutmaya çalıştı ve bunda da nispeten başarılı oldu. Bizde topu ayağına her alan oyuncu daha kafasını kaldırmadan karşısında Emre-Selçuk Şahin- M. Topuz üçlüsünden birini -hatta çoğunlukla ikisini- birden buldu. Tam "30 dakikayı gol yemeden atlatırsak Fenerbahçe oyundan düşmeye başlar" diye düşünürken takımı o ana kadar geriden yönetmeye, arkadaşlarını motive etmeye çalışan Egemen'in sakatlığı geldi. Ve hemen arkasından da Fenerbahçe'nin arka arkaya 2 golü.
Egemen Korkmaz Trabzonspor için gerçekten çok önemli bir oyuncu. Hem geriden oyun kurabiliyor hem de lider özellikleri üst seviyede. Egemen dün sakatlanmasa da belki bu maçı kaybedebilirdik ama korkum odur ki Egemen'in iyileşene kadar yokuluğunu çok arayacağız.
Fenerbahçe skor üstünlüğünü ele geçirdikten sonra oyunu biraz daha geride kabul etti. Bu da bize biraz daha futbola benzer birşeyler oynama fırsatı verdi ancak 30-45. dk arasındaki 15 dakikayı rakip yarı alanda geçirmemize rağmen üretken olmaktan çok uzaktık.
Oyunun 2. yarısı ise kavga-dövüşle geçti desek yeridir. Hakem saçma sapan kararlarla maçın kontrolünü kaybedince futbolcular da kontrolü kaybettiler. Tam Selçuk Şahin'in kırmızı kartıyla umutlarımızı yeşertsek te Glowacki'nin kırmızı kartı gardımızı tamamen düşürdü. Tüm 2. yarı boyunca baskılı oynar gibi gözüktük ancak ilk yarıda olduğu gibi bu yarıda da üretkenlikten çok uzaktık. Özellikle Yattara oynadığı(!) futbolla büyük hayal kırıklığı yarattı.
Fenerbahçe'de kötü oynayan kimse yoktu ancak her aut atışını ortalama 1 dakikada kullanan Volkan Demirel'e buradan sevgilerimizi gönderelim. Trabzonspor'da ise sadece Engin ve özellikle de Umut'un insanüstü çabalarını gördük ama maalesef bu çabalar ne pozisyona ne de gole dönüştü. Defansımız ise nadir Fenerbahçe atakları karşısında Egemen'in yokluğunda çok dağınık ve savruk bir görüntü çizdi. Umarım Giray-Mustafa Yumlu ikilisi Antalya karşısında tandemde iyi bir performans sergilerler.
Sonuç olarak Fenerbahçe hakettiği bir galibiyet aldı. Ancak Trabzonspor için biten hiçbir şey yok. Takımın özgüveninin tek yerine gelmesi gereken tek şey acil bir 3 puan. Umarım Antalya karşısında - tribünlerdeki bazı gerizekalıların çatlak sesleri yükselmeden- erken bulacağımız gollerle rahat bir maç oynar ve yeni bir seriye başlarız.
Biz hala inanıyoruz,hiç inanmadığımız kadar.
Daha ilk dakikadan itibaren kendi sahalarında oynamanın da verdiği avantajla müthiş sert başladılar maça. Özellikle Selçuk Şahin ilk dakikadan itibaren sistematik sertlikle Jaja'yı oyundan soğutmaya çalıştı ve bunda da nispeten başarılı oldu. Bizde topu ayağına her alan oyuncu daha kafasını kaldırmadan karşısında Emre-Selçuk Şahin- M. Topuz üçlüsünden birini -hatta çoğunlukla ikisini- birden buldu. Tam "30 dakikayı gol yemeden atlatırsak Fenerbahçe oyundan düşmeye başlar" diye düşünürken takımı o ana kadar geriden yönetmeye, arkadaşlarını motive etmeye çalışan Egemen'in sakatlığı geldi. Ve hemen arkasından da Fenerbahçe'nin arka arkaya 2 golü.
Egemen Korkmaz Trabzonspor için gerçekten çok önemli bir oyuncu. Hem geriden oyun kurabiliyor hem de lider özellikleri üst seviyede. Egemen dün sakatlanmasa da belki bu maçı kaybedebilirdik ama korkum odur ki Egemen'in iyileşene kadar yokuluğunu çok arayacağız.
Fenerbahçe skor üstünlüğünü ele geçirdikten sonra oyunu biraz daha geride kabul etti. Bu da bize biraz daha futbola benzer birşeyler oynama fırsatı verdi ancak 30-45. dk arasındaki 15 dakikayı rakip yarı alanda geçirmemize rağmen üretken olmaktan çok uzaktık.
Oyunun 2. yarısı ise kavga-dövüşle geçti desek yeridir. Hakem saçma sapan kararlarla maçın kontrolünü kaybedince futbolcular da kontrolü kaybettiler. Tam Selçuk Şahin'in kırmızı kartıyla umutlarımızı yeşertsek te Glowacki'nin kırmızı kartı gardımızı tamamen düşürdü. Tüm 2. yarı boyunca baskılı oynar gibi gözüktük ancak ilk yarıda olduğu gibi bu yarıda da üretkenlikten çok uzaktık. Özellikle Yattara oynadığı(!) futbolla büyük hayal kırıklığı yarattı.
Fenerbahçe'de kötü oynayan kimse yoktu ancak her aut atışını ortalama 1 dakikada kullanan Volkan Demirel'e buradan sevgilerimizi gönderelim. Trabzonspor'da ise sadece Engin ve özellikle de Umut'un insanüstü çabalarını gördük ama maalesef bu çabalar ne pozisyona ne de gole dönüştü. Defansımız ise nadir Fenerbahçe atakları karşısında Egemen'in yokluğunda çok dağınık ve savruk bir görüntü çizdi. Umarım Giray-Mustafa Yumlu ikilisi Antalya karşısında tandemde iyi bir performans sergilerler.
Sonuç olarak Fenerbahçe hakettiği bir galibiyet aldı. Ancak Trabzonspor için biten hiçbir şey yok. Takımın özgüveninin tek yerine gelmesi gereken tek şey acil bir 3 puan. Umarım Antalya karşısında - tribünlerdeki bazı gerizekalıların çatlak sesleri yükselmeden- erken bulacağımız gollerle rahat bir maç oynar ve yeni bir seriye başlarız.
Biz hala inanıyoruz,hiç inanmadığımız kadar.
29 Ocak 2011 Cumartesi
Beşiktaş Maçı Sonrası & Fenerbahçe Maçı Öncesi
Çarşamba akşamı işten eve gelirken serviste "Acaba kadroları söylerler mi?" diye bir yandan Lig Radyo dinlerken,bir yandan da kendimce kimlerin oynamaları gerektiği konusunda beyin jimnastiği yapıyordum. Vardığım sonuç ise şuydu; "Hocam istediğin kadar adam dinlendir, Serkan ve Cale hariç!". Zira aylardır doğru düzgün top maç oynamayan Tayfun ve "bir insan kendini bu kadar mı geliştiremez(!)" dedirten Ferhat'ın Simao-Quaresma karşısında çok ta fazla varlık gösterebileceklerini düşünmüyordum. Nitekim eve geldim,sözkonusu ikilinin ilk 11'de olduklarını gördüm ve maçın sonucuna dair ümitlerim ciddi derecede azaldı. Nitekim maç başlayınca da çok haksız olmadığımız gözüktü. İlk yarı ne yaptığımızı bilmez haldeydik ve yeni bir çıkış arayan ve bu maçı "test maçı" olarak gören Beşiktaş'ta bu halimizi affetmeyecek bir çok isim vardı. Nitekim affetmediler de.
2. yarı enteresan başladı. Pawel'in kafası direkten dönmese 46.24'te maç 2-2 olacaktı. Sonrasında Alanzinho bizi yanıltmadı,çok net bir gol kaçırdı, Beşiktaşın atakları da vardı,vs. 2-1 lik mağlubiyet ve Gaziantep BB'de oynayan,Manisa yıllarında Arda ve Selçuk İnan'ın ev arkadaşı olan Zafer Şakar'ın 90.dk'da Manisa'ya attığı golle kupaya veda ettik.
Maçtan önce Şenol Hoca'nın bazı isimleri dinlendirmesini bekliyorduk ama -ben dahil- hiç kimse bu kadarını beklemiyordu. Hoca "0" risk aldı. En önemli oyuncularını bırakın ilk 11'i, 18'e bile almadı."Bu kadroyla puan alırsak alırız,alamazsak da G.Antep Bld'nin puan kaybını bekleriz. Olmazsa da olmaz" dedi Şenol Hoca.. Olmadı nitekim.
Her ne kadar Şenol Hoca'nın kadro kumarı kupadan elenmemize yol açtıysa ve her ne kadar maçtan önce Serkan ve Cale'nin kesinlikle oynamaları gerektiğini düşünsem de maçtan sonraki görüşüm Şenol Hoca'nın doğru bir iş yaptığı yönünde.Zira Selçuk,Jaja ya da bir başka oyuncu; 1 dk bile oynasa,o oyuncunun % 1 ihtimal bile olsa sakatlanma,kırmızı kart görme riski vardı. Şenol Hoca bu riski -Umut ve Colman hariç- almadı ve bence bu hareketiyle camiayı şampiyonluğa daha da inandırdı. Şampiyonluğa ne kadar odaklandığını cümle aleme gösterdi ve çevremdeki Trabzonsporlulara baktığımda, kupadan elenmemize rağmen Çarşamba akşamından bu yana Fenerbahçe maçına olan inancın daha da arttığını görüyorum.
Pazar günü Kadıköy'de futbol şansı bize çok büyük bir kahpelik yapmaz, Fenerbahçe bu sezon hiç oynamadığı kadar iyi & biz bu sene hiç oynamadığımız kadar kötü oynamazsak ve Bünyamin Gezer ve yan hakemler adam akıllı bir maç yönetirlerse, oradan hiç çıkamadığımız kadar rahat bir galibiyetle çıkacağımıza ve Şenol Güneş'in kupa maçındaki kadro kumarının tutacağına inanıyorum.
Futbolda asla "garanti" diye birşey yoktur. Dolayısıyla herhangi bir sebeple mağlubiyet bile alsak, 19. hafta puan durumunun 1. sırasında, puan farkıyla Trabzonsporumuzun adı yazacak. Kazanılamayan 3 maç sonrasında mutlaka bir huzursuzluk olur ve basın da buna tuz biber eker ancak bu sene tüm krizleri mükemmel yöneten Şenol Güneş'in olası bir travmayı da bertaraf edeceğine inanıyoruz.
Temennimiz 2. senaryonun değil,1. senaryonun gerçekleşmesi ve Pazar günü Kadıköy'den 3 puanla çıkarak Fenerbahçe'nin ve Aykut Kocaman'ın fişini çekmemiz.
İnancımız tam... O sene; bu sene...
2. yarı enteresan başladı. Pawel'in kafası direkten dönmese 46.24'te maç 2-2 olacaktı. Sonrasında Alanzinho bizi yanıltmadı,çok net bir gol kaçırdı, Beşiktaşın atakları da vardı,vs. 2-1 lik mağlubiyet ve Gaziantep BB'de oynayan,Manisa yıllarında Arda ve Selçuk İnan'ın ev arkadaşı olan Zafer Şakar'ın 90.dk'da Manisa'ya attığı golle kupaya veda ettik.
Maçtan önce Şenol Hoca'nın bazı isimleri dinlendirmesini bekliyorduk ama -ben dahil- hiç kimse bu kadarını beklemiyordu. Hoca "0" risk aldı. En önemli oyuncularını bırakın ilk 11'i, 18'e bile almadı."Bu kadroyla puan alırsak alırız,alamazsak da G.Antep Bld'nin puan kaybını bekleriz. Olmazsa da olmaz" dedi Şenol Hoca.. Olmadı nitekim.
Her ne kadar Şenol Hoca'nın kadro kumarı kupadan elenmemize yol açtıysa ve her ne kadar maçtan önce Serkan ve Cale'nin kesinlikle oynamaları gerektiğini düşünsem de maçtan sonraki görüşüm Şenol Hoca'nın doğru bir iş yaptığı yönünde.Zira Selçuk,Jaja ya da bir başka oyuncu; 1 dk bile oynasa,o oyuncunun % 1 ihtimal bile olsa sakatlanma,kırmızı kart görme riski vardı. Şenol Hoca bu riski -Umut ve Colman hariç- almadı ve bence bu hareketiyle camiayı şampiyonluğa daha da inandırdı. Şampiyonluğa ne kadar odaklandığını cümle aleme gösterdi ve çevremdeki Trabzonsporlulara baktığımda, kupadan elenmemize rağmen Çarşamba akşamından bu yana Fenerbahçe maçına olan inancın daha da arttığını görüyorum.
Pazar günü Kadıköy'de futbol şansı bize çok büyük bir kahpelik yapmaz, Fenerbahçe bu sezon hiç oynamadığı kadar iyi & biz bu sene hiç oynamadığımız kadar kötü oynamazsak ve Bünyamin Gezer ve yan hakemler adam akıllı bir maç yönetirlerse, oradan hiç çıkamadığımız kadar rahat bir galibiyetle çıkacağımıza ve Şenol Güneş'in kupa maçındaki kadro kumarının tutacağına inanıyorum.
Futbolda asla "garanti" diye birşey yoktur. Dolayısıyla herhangi bir sebeple mağlubiyet bile alsak, 19. hafta puan durumunun 1. sırasında, puan farkıyla Trabzonsporumuzun adı yazacak. Kazanılamayan 3 maç sonrasında mutlaka bir huzursuzluk olur ve basın da buna tuz biber eker ancak bu sene tüm krizleri mükemmel yöneten Şenol Güneş'in olası bir travmayı da bertaraf edeceğine inanıyoruz.
Temennimiz 2. senaryonun değil,1. senaryonun gerçekleşmesi ve Pazar günü Kadıköy'den 3 puanla çıkarak Fenerbahçe'nin ve Aykut Kocaman'ın fişini çekmemiz.
İnancımız tam... O sene; bu sene...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





